TANRIKULU: AKP IŞİD Konusunda Samimi Değildir
ÇANKAYA GÜNDEM-ÖZEL RÖPORTAJ/ Genel Yayın Yönetmenimiz Veysel Sevinç’in konuğu CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu idi. Tüm sorulara içtenlikle cevap veren Tanrıkulu, Hükümetin IŞİD’e yönelik politikasından tutun CHP içinde yaşanan olaylara, Çözüm Süreci’nden tutun 2015 Genel Seçimlerine bir birinden önemli konulara değindi.

V.S.: Günümüzde yaşanan olayların temelini oluşturduğunu düşünen büyük bir kesim olduğu için öncelikle oradan başlamak istiyorum. 101 gün IŞİD’in elinde rehin kaldıktan sonra serbest bırakılan konsolosluk görevlileri hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu bağlamda  Hükümetin IŞİD’e yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

S.T.:Yurttaşlarımızın cani bir örgütün elinde 101 gün rehin kaldıktan sonra sağ salim yurtlarına ailelerine kavuşması hepimiz için büyük mutluluk kaynağı oldu. Sürecin başından beri, yurttaşlarımızın can güvenliği söz konusu olduğundan sağ duyulu davrandık, eleştirilerimizi erteledik. Ancak artık ülke olarak elimizi, kolumuzu bağlayan bu durum ortadan kalktığına göre 'elimizin, kolumuzun neden bağlandığını', 101 yurttaşımızın hayatının tehlikeye atılmasında, konsolosluğumuzun basılmasında AKP hükümetinin sorumluluğunu ortaya koymak zorundayız. Bu sorgulama bugün geriye dönük bir eleştirinin yapılması ve sorumluların belirlenmesinden öte anlam taşımaktadır. Zira hükümet, IŞID konusunda yanlış politikalarını hala sürdürmekte ve bu politikalar hem bölgeyi, hem Türkiye'yi, hem de yurttaşlarımızın hayatını tehlikeye atmaktadır.


Bu noktada öncelikle altını çizmemiz gereken husus, AKP hükümetinin başından beri Ortadoğu'ya 'mezhep eksenli' bakmak ve Esad'ın devrilmesini hatalı biçimde tüm dış politikasının merkezine koymak suretiyle Ortadoğu'nun istikrarsızlaştırılmasına ve IŞID başta olmak üzere çeşitli terör örgütlerinin güçlenmesine doğrudan katkı yapmış olduğudur. Bunun yanı sıra AKP'nin IŞID özelinde sergilediği ilkesiz ve hatalı tutum da, bu cani terör örgütünün bugün sınırımıza kadar dayanmasında birinci derecede etkili olmuştur. AKP uzun bir süre IŞID'i terör örgütü ilan etmekte tereddüt ettiği gibi bugün hala IŞID'in Türkiye'deki faaliyetlerine göz yummaktadır. 

Ayrıca AKP'nin IŞID konusundaki samimi olmayan, IŞID'i uzun bir süre himaye eden tutumunun yanı sıra, yurttaşlarımızın rehin alınmasında ve konsolosluğumuzun basılmasında da doğrudan sorumluluğu var. Birincisi, yapılan tüm uyarılara rağmen, Dışişleri Bakanlığı'nın konsolosluğun boşaltılması talimatını vermekte çok geciktiği anlaşılıyor. Ayrıca dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta AKP'nin yurttaşlarımız kaçırılmadan yalnızca 2 ay önce MİT yasasında gerek mecliste, gerekse meclis dışında yaptığımız tüm uyarılara rağmen yaptığı değişikliğin kaçırılma olayına neden olduğudur. AKP, MİT yasasında yaptığı değişiklikle Türkiye'de tutuklu ve hükümlü bulunan yabancıların, Türk vatandaşları ile takas edilebileceğini yasalaştırdı. Bunun anlamı ve terör örgütlerine verdiği mesaj açıktır: Eğer Türkiye'de bulunan militanlarınızı kurtarmak istiyorsanız, Türk vatandaşlarını kaçırın! Nitekim tüm uyarılarımıza rağmen yapılan bu fahiş hatanın hemen akabinde yurttaşlarımız kaçırılmış ve kurtarılmaları karşılığında bu yasa çalıştırılarak çok sayıda IŞID militanı serbest bırakılmıştır. İşin daha çarpıcı yanı tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını dünya çapında hedef haline gelen bu garabet hükmün hala kaldırılmamış olmasıdır! 



V.S.: Kurultay öncesi ve sonrası yaşananları, CHP’de bazı şeylerin yolunda gitmediği anlamında niteleyebilir miyiz? Parti içinde muhaliflerin oluşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 


S.T.: Parti içerisinde tartışmaların yaşanması hem normal, hem de partide demokratik tartışmanın mekanizmalarının bulunduğunu göstermesi bakımından sağlıklıdır. Gelişmiş demokrasilerde siyasi partiler bu tür tartışmalardan beslenir ve doğru politikaları bu sayede belirlerler. Sosyal demokrat partilerde demokratik tartışma kültürü ve alışkanlığı daha da gelişmiştir. İngiltere'de İşçi Partisi'nden, Fransa'daki Sosyalist Parti'ye kadar ileri demokrasilerde kitleselleşmiş tüm sosyal demokrat partilerde geniş bir spektruma yayılan parti içi kanatlar vardır ve bu gruplar kendi içlerinde canlı bir demokratik tartışma yürütürler. Kimse de bunu bir zaafiyet olarak görmez. Türkiye'de bunun bir zaafiyet olarak görülmesi demokrasi kültürünün eksikliğine işaret etmektedir. Asıl  tuhaf olan ve demokratik bir toplumda yadırganması, eleştirilmesi gereken CHP'nin parti içerisinde bir tartışma götürmesi değil, AKP'de görüldüğü gibi genel başkanın dahi atama ile göreve getirilmesine kadar vardırılan tek sesliliktir. 

Dolayısıyla biz bu tartışmaların parti içerisinde olgunlukla götürülmesini bir zayıflık değil, aksine partinin dinamizmine işaret etmesi bakımından gücümüz olarak görüyor, böyle bir demokratik olgunluk geliştirmiş olmakla övünüyoruz. 

V.S.: CHP 2015 Genel seçimlerine yönelik nasıl bir stratejiyi izleyecek? Seçim strajilerinde her bölgeye yönelik farklı söylemler mi daha çok ağır basacak, yoksa genel bir strateji mi izlenecek?

S.T.: Vatandaşın önüne kalkınma, özgürlük, demokrasi ve sosyal adalet arasındaki bağın altını çizen ve bunlardan biri olmadan diğerinin kalıcı olamayacağını vurgulayan, gerçekçi ve somut bir vizyonla çıkacağız. Türkiye bugün kalkınma anlamında kritik bir dönemeçten geçiyor ve AKP iktidarının bu süreci doğru anlayamadığı, bu sürecin gereklerine uygun politikalar izleyemediği görülüyor. Bugünkü küresel konjonktür değerlendirildiğinde, yalnızca makro-ekonomik politikalara dayanarak, mevcut dış kaynağa ve tüketime dayalı kalkınma modeli ile Türkiye'nin ilerleyebilmesinin artık mümkün olmadığı görülüyor. Mutlaka, Türkiye'yi gerçek bir kalkınmacı devlete dönüştürecek kurumsal reformların yapılması, Türkiye'nin insan kaynağı başta olmak üzere tüm kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirecek, bu sayede ülkeyi yüksek katma değerli bilgi ekonomisine dayanan sektörlerde rekabet edebilir kılacak bütüncül bir kalkınma stratejisi ortaya konmasına ihtiyaç var. Bu bütüncün stratejinin olmazsa olmaz parçası ise Türkiye'nin hızla orta sınıflaşan genç nüfusunu boğan baskı ortamının kaldırılarak gerçek bir özgürlük rejiminin kurulması. Güçlü bir sosyal devlet aracılığıyla sağlanacak sosyal adalet ise gerçek bir özgürlük ortamının oluşturulabilmesinin ön şartı. İşte CHP 2015 seçimlerine giderken, bu köklü dönüşümü sağlayacak bütüncül bir strateji ortaya koyacak ve bu strateji doğrultusunda halkın yaşamına dokunan, sorunlara doğrudan 'amasız' çözümler içeren somut politikalar önerecek. 



V.S.: Partinin ulusalcı diye tabir edilen kesiminin partinin mevcut politikalarından yer yer rahatsız olduğunu görüyoruz. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?  
S.T.: Daha önce de belirttiğim gibi partinin üyeleri olarak hepimizi bağlayan partinin programı ve yetkili organlarının aldığı kararlardır. Bu kararlara uymak ve parti programını benimsemek koşuluyla, sosyal demokrat bir kitle partisi içerisinde herkes fikirlerini dile getirmekte özgürdür. Bu tartışmaları da bu çerçevede görmek gerektiğini düşünüyorum. CHP çağdaş, özgürlükçü, eşitliğe ve sosyal adalete inanan sosyal demokrat bir partidir ve politikalarına da bu ilkelerin gereklerini yansıtmaktadır. Bu konuda herhangi bir tereddüt söz konusu değil. Bu temel ilkelerin nasıl hayata geçirileceğine dair demokratik tartışmaları siyasetin doğası gereği olarak kabul etmek gerekir.

V.S.: CHP batı ve kıyı bölgelerinde başarılı olduğu kadar,  neden Anadolu’da başarılı olamıyor?  Bunu aşmanın yolu sizce nereden geçiyor? 

S.T.: Bu durumun tarihsel, sosyolojik köklü nedenleri var. Sağ partilerin yıllarca CHP konusunda halkın hassasiyetlerini istismar etmek suretiyle yaptığı kara propagandanın oluşturduğu ön yargılar bu durumda etken. Bunun yanı sıra bizim CHP olarak uzun bir süre halkın sorunlarına sahip çıkmak, yapıcı çözüm önerileri üretmek konusunda eksik kaldığımız görülüyor. Ancak bugün bu ön yargının aşıldığını, Anadolu halkı ile CHP arasında yeniden duygusal bir bağ kurulduğunu mutlulukla gözlemliyoruz. Bugün CHP halkın sorunlarına sahip çıkan, her konuda somut politikalar ve çözüm önerileri ortaya koyan, halka özgürlük, kalkınma ve adalet vaad eden gerçek bir sosyal demokrat kitle partisine yeniden dönüşmüş durumda. Bu dönüşüme paralel olarak CHP güçleniyor, Türkiye'yi bugün içinde bulunduğu sıkışmışlık halinden çıkaracak yegane umut olarak görülüyor. Çalışmaya, kendimizi, politikalarımızı ve Türkiye için hayalimizi, vizyonumuzu kimseyi ötekileştirmeden sabırla anlatmaya devam edeceğiz.

V.S.: Çözüm süreci denince, bölgeyi iyi bilen biri olarak CHP’de akla gelen ilk isimsiniz. Süreç hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Süreç sağlıklı bir şekilde ilerliyor mu?

S.T.: Hükümetin ilk günden itibaren barış süreci konusunda, uyarılarımızı hiçe sayarak benimsediği tutum bugün sürecin tıkanmasına, ciddi bir çıkmaza girmesine neden oldu. CHP olarak bizzat sayın genel başkanımızın ağzından açıkladığımız üzere, barış umudunu yeşertebilir umuduyla çözüm sürecine açık çek verdik, yapıcı ve sorumlu yaklaştık. Ancak buna karşılık o zamanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan genel başkanımızın önerisine sen aklını kendine sakla diyerek ne sorumlu bir yöneticiye ne de saygın bir siyasiye yakışacak bir üslupla cevap vererek kapıları kapattı. CHP'nin yapıcı katkı ve önerilerini değerlendirerek, süreci barışı sigortalayacak bir ulusal mutabakata dönüştürmek yerine, CHP'yi çözüm karşıtı göstererek, barışı kendisine ve partisinin iktidarına ipotek ederek süreci rehin aldı. 
AKP'nin Türkiye'nin bu en önemli meselesini bir siyasi taktik alanı olarak görmesi, süreci meşru siyasal zeminde şeffaf biçimde yürütmek yerine tamamen güvenlik bürokrasisine emanet etmesi, ne yazık ki toplumun hiçbir kesimine güven verilememesine neden oldu. 



V.S.: CHP’nin çözüm sürecine yönelik bakışaçısı nedir? Eksik gördüğünüz yanları var mıdır? 

S.T.: Buradan CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak bir kez daha tüm açıklığı ile ifade etmek istiyorum; AKP başta olmak üzere çeşitli kesimlerce yapılan kara propagandanın, dezenformasyonun aksine CHP barıştan ve barış sürecinden yanadır. Bizim sürecin başından bu yana ortaya koyduğumuz eleştiriler, barış sürecinin özüne dair bir reddedişten veye tereddütten değil, tam aksine AKP'nin süreci yönetme biçiminin kalıcı barışı sağlayamayacağı kaygısından kaynaklanmaktadır. 

Sürecin meclis zemininde şeffaf biçimde yürütülmesini istememizin nedeni barışın ancak tüm toplum kesimlerince sahiplenirse kalıcı olabileceğini öngörmemizdi. Herkesin görmesi gereken gerçek, uzun bir geçmişi olan Kürt sorununun, aidiyet bağında zayıflamalara, toplumun çeşitli kesimleri arasında duygusal kopuş yaşanmasına neden olduğudur. Dolayısıyla böylesine derin sosyolojik kökenleri olan bir sorun yalnızca güvenlik bürokrasisi eliyle kapalı kapılar ardında müzakere yürüterek çözülmesi, kısa yoldan dolanmaya kalkan samimiyetsiz bir kolaycılıkla barışın sağlanması ve kalıcı kılınması mümkün değildir. Barışın sigortalanması ancak kardeşliğimizin yeniden tesis edilmesiyle, kardeşliğin yeniden tesis edilmesi de eşit vatandaşlık temelinde oluşturulacak bütüncül bir stratejinin ortaya konulması ile mümkün olabilir. Gerçekten sonuç alınmak isteniyorsa süreç mutlaka şeffaf olmalı, mümkün olduğunca tüm toplum kesimlerini içermelidir. 
Biz bu tespitten hareketle sürecin barışı sigortalayacak bir yola girmesini sağlamak için AKP'nin olumsuz tavrına rağmen yapıcı önerilerimizi somut biçimde ortaya koyduk. Meclis zemininde siyasi müzakere, akil adamlar komisyonu kurulması, sürecin şeffaflaştırılması, hakikateleri araştırma komisyonu oluşturulması başta olmak üzere bir çok öneri yaptık. Ancak AKP'nin derdi baştan beri süreci başarı ile nihayete erdirmek ve barışı sağlamak değil, barışı rehin tutarak oy avcılığı yapmak olduğu için bu önerilerimize kulak tıkadılar. Bunun en somut göstergelerinden biri, tüm dünyada 'geçiş adaletinin' temel mekanizmalarından olan ve bizim kurulmasını önerdiğimiz akil insanlar komisyonunun, hükümetin PR aracına dönüştürülerek içinin boşaltılmasıdır.

V.S.: AK Parti’nin çözüm sürecine yönelik bakışaçısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Oslo Görüşmeleri ile başlayan bu süreç sizce sekteye uğradı mı ? 

S.T.: AKP barış üzerine yeni bir toplumsal mutabakatın zemini oluşturacak ve bu sayede kardeşliğimizi yeniden demokratik bir zeminde tesis edecek adımları atmak yerine, barış sürecini kendi bürokrasisinin tekelinde tutup sürüncemede bırakarak kendi siyasal hegemonyasını sürdürmeyi hedefliyor. Bir başka deyişle, toplumumuzun tüm kesimlerinin özlemi olan barışı rehin alıyor, süreci de bir siyasi silah olarak kullanıyor. Kürtler başta olmak üzere toplumun barıştan yana kesimlerine dönüp, eğer sürecin devamını istiyorsanız bana mahkumsunuz mesajı veriyor. Bu mesaj üzerinden, Türkiye genelinde her alanda yaptığı demokrasi ve insan hakları ihlallerine karşı doğan tepkileri, iktidarlarını yıkacak bir özgürlük rüzgarına dönüşmesine fırsat vermeden boğma stratejisi güdüyor. Kürtlerle, toplumun diğer özgürlükçü kesimleri arasına tekeline aldığı barış sürecini kullanarak mesafe koyup, kendisine karşı demokratik, özgürlükçü, sosyal adaleti temel alan bir toplumsal ittifak, yeni bir demokratik mutabakat doğmasını engelliyor.  

Oysa bir önceki sorunuza cevapla da belirttiğim gibi kalıcı barış demokratikleşmeden, demokratikleşme kalkınmadan, kalkınma da sosyal adaletten koparılamaz. Bugün AKP tarafından oluşturulan otoriter sömürü düzenini yıkmanın ve Kürt sorununu da çözerek  barışı kalıcı kılmanın tek yolu eşit vatandaşlık, özgürlük ve adalet düzleminde yeni bir siyasal anlayış üzerinde ortaklaşmaktır. CHP'nin hedefi ve siyasi vizyonu da buna öncülük etmektir.



V.S.: Diyarbakır’da bir dönem BARO başkanlığı görevinde bulunmuş biri olarak, Güneydoğu’da yıllarca faili meçhul cinayetlerin yaşandığı dönem ile günümüzü kıyasladığınızda; bölge insanının devlete bakış açısında bir değişim gözlüyor musunuz? Bu değişimin olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?

S.T.: Bugün hem bölgede, hem de Türkiye genelinde insan hakları ihlalleri hız kesmeden devam ediyor. Demokratik siyasal alanın giderek daraldığı ve özgürlüklerin her geçen gün daha da kısıtlandığı bir süreçten geçiyoruz. Kürt sorununa kaynaklık eden temel psikolojik faktör olan duygusal kopuş ve Kürtlerin aidiyet duygusundaki zayıflama, AKP'nin oyalamaya ve siyasi manevraya dayanan, pragmatik ve ikircikli politikaları nedeniyle çözülmek şöyle dursun daha da derinleşti. 

V.S.: 2015 Genel seçimlerinde CHP’nin bölgeye yönelik bir açılımı söz konusu mudur? 

S.T.: CHP'nin barıştan yana olduğunu, bugüne dek barışa yaptığı somut katkıları, önerileri, kalıcı barışın sağlanabilmesinin ve barışın sigortalanmasının tek yolunun yeni bir demokratik toplumsal mutabakatın özgürlük temelinde oluşturulması olduğunu anlatacağız. CHP  bu mutabakata, kimseyi ötekileştirmeden, çağdaş demokrasinin tüm gereklerini yerine getirerek öncülük etmeye hazır.Gerek bölge insanının, gerekse diğer bölgelerimizde yaşayan tüm yurttaşlarımızın karşısına onların sorunlarını çözecek; kalkınma, adalet ve özgürlüğü bir arada sunacak bütüncül bir siyasi vizyonla çıkacağız.



V.S.: Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması ile beraber Türkiye’de başkanlık ve yarı başkanlık sistemi daha sık tartışılır oldu. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Türkiye böyle bir sisteme geçmek için hazır mıdır? 
S.T.: Biz parti olarak güçler ayrılığına dayanan, demokratik ve hukuki denetim mekanizmalarının iyi işlediği bir parlamenter sistemin Türkiye için doğru sistem olduğuna inanıyoruz. Ancak bu temel ilkesel tutumun yanı sıra, vurgulanması gereken bir diğer husus, ABD başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde uygulanan Başkanlık sistemi ile Erdoğan'ın kafasındaki başkanlık sisteminin aynı olmadığıdır. Başkanlık sistemi kamuoyundaki yaygın algının aksine, aslında yer yer parlamenter demokrasiye göre daha güçlü denetim mekanizmaları içeren, başkanlık sistemine uygun bir siyasal kültürün varlığını gerektiren bir sistemdir. Örmeğin, Amerikan Başkanı'nın istediği yasayı çıkarması, kongrenin iki ayağının da onayını gerektirmesi bakımından Türkiye'deki Başbakan'a oranla çok daha güçtür. Ancak AKP'nin kafasındaki başkanlık sistemi, başkanın tüm yetkileri kendi üzerinde topladığı, anti-demokratik bir seçilmiş krallık rejimidir. Demokrasi ile asla bağdaşmayacak bu tuhaf modele 'Başkanlık sistemi' adını vererek toplum gözünde meşrulaştırmaya çalışıyorlar. 

V.S.: Zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hb 5 yıl önce

sezgın efendı bu ülke sızlere kalsa artık tozunu bıle bulamayız kımlere peşkeş cekecegınızı kimlerle işbirliği yapacagınızı bu mıllet ıyı bılıyor sız merak etmeyın