Yıl 1980…

Yine asker ülke yönetimine el koydu. Darbe yapan asker bir anayasa taslağı hazırlayıp halkın oyuna sundu.

O gün bugündür bu anayasa ile Türkiye’yi yönetiyoruz.

Yıl 2016…

Hala aynı noktadayız…

Kime sorsanız bu anayasa değişmeli diyor. Ama gelin “günümüze uygun, sivil bir Yeni anayasa yapalım” deyince her kafadan bir ses çıkıyor.

Bildiğiniz gibi Anayasalar devletlerin temelini oluşturan, toplumsal yaşamda çeşitli hakları ve özgürlükleri garanti altına alan temel düzenlemelerdir.

Bizim tarihimizde ilk yazılı Anayasa, 23 Aralık 1876 tarihinde Kanun-i Esasi adı ile halk iradesine dayalı bir hareket sonucu değil, Genç Osmanlılar adlı aydınlar sayesinde padişah üzerindeki baskılar ile yürürlüğe girmiştir.

Devamında cumhuriyet döneminde anayasalarla olan sıkıntılı hikâyemizi hemen hemen her ilgili vatandaş bilmektedir. 2016 yılına geldiğimiz bugünlerde hala aynı tartışmaları sürdürmemiz ise acı bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. 

Anayasa’nın tanımını yapacak olursak; Anayasa bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen, bazı ülkelerde yazılı, bazılarında ise yazısız genel kabul görmüş kurallar bütünüdür.

Bugün gelinen noktada siyasi iradenin üzerine düşen görevin bilinci ile yeni bir başlangıç gayreti içinde olduğunu söylemek mümkündür.

Bu çerçevede, 2013 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi eski başkanı sayın Cemil Çiçek başkanlığında kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu ve bir taslak çalışma yapıldı.  

Öncelikle ve özellikle Komisyon’un TBMM’de grubu bulunan bütün siyasi partilerden eşit sayıda üye alınarak oluşturulması, kuruluşunda gözetilen uzlaşı çabasını göstermesi açısından gerçekten takdire şayandı.  

Bunun ötesinde ilk toplantılarında kabul edilen ve devamında çalışma usulleri metninde de yer alan kurala göre Komisyon ancak mutabakat ile karar alabilmektedir şartı da bu uzlaşı kültürünün önemli bir göstergesiydi.

Sürecin birden fazla aşamadan oluşmasına karar veren Komisyon ilk olarak ‘katılım’ aşaması ile işe başlamıştı.

Böylece parlamento tarihimizde bir ilk gerçekleştirilmiş ve çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla anayasa hazırlık çalışmalarına toplumun katılımı sağlanmıştı.
Bu aşamada, kurulan üç farklı alt komisyon; İnsan Hakları Derneği, Mazlum-Der, Anayasa Kadın Platformu (Kader), SPOD (Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği), Türkiye Çocuk Zirvesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeleri Birliği, Hak-Par, Barış Meclisi, Diyanet Vakfı, Hacıbektaş Vakfı, 500. Yıl Vakfı gibi çok farklı girişimleri temsil eden dernek, vakıf ve platformlar yanında, Türk Sağlık-Sen, Türk Eczacıları Birliği, Denizli Barosu gibi birçok meslek örgütü ve sendika ile Sosyalist Demokrasi Partisi, Halkın Sesi Partisi ve benzeri çok sayıda siyasi parti ve üniversite temsilcilerini dinlemişti. Sayısı 160’ı bulan söz konusu dinlemelerde katılımcıların bütün düşünce ve taleplerini özgürce dile getirmelerine özellikle olanak tanınmıştı.

Ayrıca bireylerin, sivil toplumun ve diğer bütün kurum ve kuruluşların, anayasa ile ilgili görüşlerini Komisyonun resmi web sitesi üzerinden, Komisyonun e-posta adresi üzerinden veya posta yoluyla Komisyona iletmelerinin imkanı sunulmuştu.

Burada özellikle vurgulanması gereken husus, başta bütün üniversite, il barosu ve son genel seçimlere katılmış bütün siyasi partiler olmak üzere bir çok kamu kurum ve kuruluşu yanında, 14000’den fazla dernek, 4.000’den fazla vakıf, birçok yerel ve ulusal radyo ile yerel televizyondan resmi yazı ve e-posta aracılığıyla görüş talep edilmesiydi.
Komisyonun katılım aşamasındaki bu gayreti, bir karşılık bulmuş ve vatandaşlardan ve sivil toplumdan çok sayıda görüş ulaştırılmıştı. Buna göre Komisyonun resmi web sitesi üzerinden, yeni anayasa konusunda 60.000’den fazla birey tarafından görüş bildirilmişti. Ayrıca komisyona e-posta ve posta yoluyla 3000’e yakın kişi ve kuruluştan görüş intikal ettirilmiştir.

Nisan ayı sonunda biten katılım aşamasının ardından metin oluşturma çalışmasına başlayan Komisyon, 60 maddenin üzerinde bir metnin ortaya çıkmasını sağlamıştı.
TBMM’de grubu bulunan tüm partiler bir sürü gerekçe öne sürerek maalesef o metni tamamlayamadı.

Bugün geldiğimiz nokta da hemen hemen herkes Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu kabul etmektedir.

Bu ihtiyaç 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği tarihten buyana kendisini hissettirmiştir.
Her dönemin kendine has bir imzası ve ya da mührü vardır. Bizler de umut edelim ki, 26. Dönem TBMM’nin de tarihsel misyonuna uygun imzası ve mührü Türkiye’mize kazandıracağı “Yeni Bir Sivil Anayasa” olur.


Abdülkadir AKSU/Eski İçişleri Bakanı

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.